göç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
göç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2009 Perşembe

Bugün yazarı Hakan Aygün de Kayılar'lı annesin babası

28 Mayıs 2009 Perşembe

Hakan AYGÜNhaygun@bugun.com.tr
Arkadaşınızın mail adresi:


Benim "faşizan"lık anılarım.....
Geçmişte "faşizan yaklaşımlarla" etnik azınlıkları ülkemizden kovduk mu?

Kovduk... Ya da kaçmak zorunda bıraktık...
Ama ya biz?
Osmanlı'nın çöküşüyle, aynı "faşizan baskıları" bizler de yaşadık.
Ne yazık ki, geçtiğimiz yüzyıl, sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada medenileşme kadar "faşizmin de yüzyılı"ydı.
Kovduk, kovulduk......
Çocukluğu camisi değil kilisesi bulunan bir Giresun mahallesinde geçen, sadece "şehirdeki son Ermeni Arnik"i tanıyan bendeniz, tatil günlerinde kitaplarına sığındığım kütüphanenin de aslında kiliseden bozma olduğunu yıllar sonra fark ettim.
Şehirdeki yaşıtlarımın "Dönme Ahmet, dönme Mehmet" lakabıyla anılan babalarının da aslında Ermeni veya Rumken, Müslümanlığı seçerek Türk tabiatına geçtikleri için Karadeniz'e özgü esprili ama asla aşağılayıcı olmayan yaklaşımla "dönme" lakabıyla anıldıklarını da çok ama çok sonraları fark ettim.

Tıpkı, annemin babaevinin "mübadelede" verilen eski bir Rum evi olduğunu aklım iyice erdikten sonra fark etmem gibi. Dayılarıma "muhacir (macir)" lakabıyla seslenilmesinin nedenini öğrendiğimde de, dedemin Selanik'ten kaçma-kovulma öyküsünü, gece yarısı anlatılan uykudan önce masallarını dinler gibi dinledim.
Haydarpaşa Hastanesi'nde son nefesini vermeden aylar önce, dedemle Selanik sohbetlerine daldım. O kadar çok yakından ilgileniyordum ki, rahmetli benden umutlandı. Eski kutulardan, Selanik'te yaşayan dostlarından gelen Christmas kartlarını çıkardı. Bazıları çok yeni tarihliydi.
Biri, Giresun'a muhacir olarak taşındığında komşusu olan Rum'du. Meşhur 6-7 Eylül olaylarından sonra, o da Giresun'da artık yaşayamayacağını düşünerek Yunanistan'a kaçmıştı. Bir diğeri 16 yaşındayken kaçtığı Selanik'ten kalma çocukluk arkadaşıydı. Hepsiyle yıllarca mektuplaşmıştı.
Rahmetli eski Rum komşularına öyle hasretti ki 90 küsur yaşında olmasına rağmen benden ricada bulundu:(komşularına mı memleketine mi hasretti?)
"Hadi, beni oralara götürsene!" (oralara diyor komşularıma demiyor.esk)

O an aynı duyguları hissettim. Yedeksubaylığımı yapıyordum. "Askerliğim bitince olabilir" dedim. 3-4 ay sonra da, banyo yaparken küvette düştü.
Haftalarca Haydarpaşa'da komada yattı.
"Eskinin adamları sağlam oluyor" derler ya, fişini çekip, normal odaya aldılar.
Yine günlerce yaşadı. Selanik'ten önce İzmir'e, daha sonra da Giresun'a uzanan öykünün kahramanı muhacir dedemizi sonunda kaybettik.
Ama dedemden bana Rumların ne kadar doğru düzgün insanlar olduğuna ilişkin sayısız anılar miras kaldı. Selanik'in bugün adı artık değişmiş olan Kayalar beldesini (artık ilçesi galiba) hep merak ettim. Hâlâ da dedemin topraklarına gideceğim, bir türlü kısmet olmadı ama artık eli kulağındadır.
Bütün kuzenlerimin adları (Mustafa, Ziya) Yunanlılar tarafından fırınlarda yakıldığı söylenen büyük dayıların, büyük amcaların adlarıdır. Ama sülalemde asla Rumlar aleyhine laf duymadım, kötü anılar gündeme geldiğinde hep "savaş zamanıydı" dediler.
Maalesef geçen yüzyılın başındaki Balkan harplerinde, "karşılıklı faşizanlıklar" olmuştu, ama dedelerimiz öylesine köklü Türk-Rum dostlukları kurmuşlardı ki, yaşadıkları "faşizan baskılara" karşın muhacir dedemin aklı doğup büyüdüğü Selanik'teydi, Giresunlu Rum komşusunun aklı da hep eski Pontus kasabası Giresun'da....
Annesi bebekken ölünce kendisini büyüten halasını "anne", halasının kocasını da "baba" bilen annemin ise yıllar sonra genç kızken, Giresun'dan tekrar İzmir'e geri taşınmasında bile apayrı bir dram vardı.

"Sakallı dede" dediğimiz ikinci dedemizin önce babası, "ben yer yurt edineyim, sizi yanıma alacağım" diye Selanik'ten Türkiye'ye gelmişti.

Ardından Balkan Harbi patlayınca, birbirlerinden hiç haber alamamışlar.

"Sakallı dedem" mübadelede Türkiye'ye taşındıktan sonra, hayatı babasını aramakla geçti.

Babası belki hiç Türkiye'ye varamamış, yollarda ölmüştü. Ama "en son İzmir civarında gördük" diyenler olduğu için, sakallı dedem yıllar sonra tekrar İzmir'e taşınarak, yıllarca babasının izini aradı, ama bulamadı.
Sanırım ölürken hâlâ kalbinde "baba acısı" vardı....
Diyeceğim o ki, geçtiğimiz yüzyılın başları o kadar kötü yıllardı ki, her taraftan çok insan acı çekti.
Ama asıl ayıp, 1950'lerde, 1960'larda ortalıkta savaş yokken, ülkemizdeki azınlıklara 6-7 Eylül olaylarını yaşatmamızdı. Kıbrıs'ta Türklere etnik temizlik yaşatılmaya çalışılmasıydı. Batı Trakya Türklerinin çektikleriydi. Çavuşesku Romanyası'nda Türklere yapılanlardı. Hepsi ama hepsi "faşizanlık"tı.

Başbakan Erdoğan'ın "faşizanlık özeleştirisi"nden yola çıkarak, kendisini "aynısını şimdi de Kürtlere yapmıyor muyuz?" diyerek eleştirenlere vereceğim yanıt ancak şu olabilir:

"Bazı Kürtler, azınlık muamelesine tabii tutulmayı, demokratikleşme olarak anlasalar da, Türkiye bu ülkedeki dini azınlıklara yaptığı hataları asla Kürtler'e asla yapmadı ve yapmayacak.

Kürtler bu ülkede asla azınlık olmayacak.

ABD'deki bir hispanik, bir Uzakdoğulu, bir Rus, bir İtalyan nasıl aynı bayrağa, aynı parlamentoya bağlı Amerikan ulusunu oluşturuyorsa, Kürtler de Türkiye'de aynısına alışmalı!

Çek-git deme hakkım da yok demiyorum da, ama beğenmeyene K.Irak'ta bir Kürt devleti kuruldu, isterse gidebilir!

Yoksa, daha çok "faşizanlık" yaşar ve yaşatırız!
Yazının Yorumları (3 yorum)
+ Yorum Ekle
GökTÜRK - misafir
10:45 / 2009.05.28
bu mesaj burada durduğu sürece bu yazıda yazılanları kabul etmiş sayılırsınız. biz türk milletine işgalci diyen bu zihniyetin düşüncelerini kabul etmiş sayılırsınız. türkler gelmeden önce de biz burada yaşıyorduk sonra türkler geldi bizi katletti diyor resmen mesajda ve bu yayınlanıyor. buna cavabımız ise yayınlanmıyor. yazık. çok yazık.
GökTÜRK - misafir
10:30 / 2009.05.28
soysuzun birinin mesajı yayınlanmış ve kimse sesini çıkarmıyor burada. unutmaki hükümetler gidicidir baki kalacak olan ise türk devleti ve türk milleti'dir. eğerki bugün rahatça yerinizde yatıp yemeğinizi yiyebiliyor iseniz bu bizim iyi niyetimizdendir. haddinizi bilin ve kendinize gelin. kürdistan hayali kurmaya devam edin.
zergûz - misafir
09:40 / 2009.05.28
bu ülkede gerçek olan bir şey var. türkler orta asyadan gelmeden kürtler 11 bin yıl önce bu ülkede aryen olarak yaşıyordular. kurdistana kuzeyden giden gider. ama bir gerçek daha var. bu devleti yönetenler ve türk basını bu kafayla devam ederse. sonunda kurdistanı terk edip gidecek olanlar kesin kürtler değil. faşist türk ordusu ve devleti olacaktır. kürt yokturdan kürt sorunu ve kürtler vardıra gelindiyse. yarın kurdistan da vardır denilecek bunu kulağına küpe yap.

25 Ocak 2009 Pazar

Mutlu Göç Yoktur

Mutlu Göç Yoktur
Mutlu göç yoktur diyor bir yazar ve ekliyor “her göç kişisel bir trajedidir; sonu iyi de bitse kaybetmenin, geride bırakmanın, eksilmenin öyküsüdür aynı zamanda...

Ali Onay, Cunda’lıların deyimiyle Bay Onay 15.01.1918 yılında Girit Resmo’da tüccar bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmiş. Henüz altı yaşındayken bir gün kapıyı çalan inzibatlar hiç beklemedikleri haberi vermişler. “Topla
nın Türkiye’ye gidiyorsunuz” “Ben daha çocuktum bunun ne anlama geldiğini kısa bir süre sonra çok iyi anlayacaktım” Bizim evde ve arkadaşlarımın evlerinde büyük bir hareketlilik başladı. Eşyalarımızı topluyor. Bir kısmını denklere yerleştirirken bir kısmını da Rum dostlarımıza emanet ediyorduk. Bir gun mutlaka donup gelecektik. O zamana kadar teslim ettiklerimize göz kulak olmaları gerekiyordu”. Şimdi o günleri gözümün onunu getiriyorum da ne kadar masumane bir düşünceymiş. Oysa zamanla öğrenecektim sadece bizler değil Ege’nin her iki kıyısında yer alan ve bu mübadeleye dahil olan yaklaşık bir milyon yedi yüz bin insanın hepsi aynı duygularla hareket ediyordu. “Bir gün eve geri döneceğiz”

Sanırım Limana yanaşacak olan o gemiye, geri dönüşe ve eve kavuşmaya duyulan özlemdir Ege’nin her iki kıyısındaki insanları uzun yaşatan. Beklenen o gemi gelmese de umut hep vardır. Her iki kıyıda da evlerin pencereleri limanı ya da boğazı görecek şekilde inşa edilmiştir. Ola ki bir gün vapur gelirse görmek, koşup ta vapura yetişmek ve de eve dönmek için… Her pencere limana bakmıştır.

Vapur limana yanaştığında eşyalarımız maunalarla vapura taşındı. Hepsi tek tek kontrol edilmiş çok fazla bir şey almamıza izin verilmemişti. Ve ayrılık vakti geldiğinde Rum komşularımız, dostlarımız biraz çekingen ve ürkekçe olsa da hepsi limana bizi göndermeye gelmişlerdi. Kolaymıydı öyle çocukluk arkadaşından dostundan ayrılmak. Her sarılışta bir daha görmeceymiş hissi olsa da hepsi yüreğindeki umudu korumak için komşusunun kulağına usulca fısıldıyordu “emanetini merak etme sen gelene kadar gözüm gibi bakacağım” Gemi limandan ayrılmaya başladığında kıyıda kalan Niko’nun da gemideki Hasan’ında kalbinde hep aynı hüzün vardı. Ne Neden Niçinler de kendi payları olmasa da sonuçlarına kendilerinin katlanmak zorunda oldukları bir ayrılıktı bu… Evinden, yurdundan, dostundan, kimisi de yavuklusundan koparılışın isyanını bir yanardağ şiddetinde sessizce akıp giden gözyaşlarında yaşıyordu.

Biz Türkiye vapurunun ikinci seferi ile yola çıkmıştık. Yol boyunca hiç kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Gönlümüz yüreğimiz Ege’nin her iki kıyısı arasında gidip gidip geliyordu. Bir tarafta bıraktığımız evimizin topraklarımızın dostlarımızın hüznü diğer tarafta ise anavatanımıza kavuşmanın sevinci gözyaşlarımıza karışıp duruyordu.

Boğaz dar olduğu için ara vasıtalılarla çıkarıldık Cunda Adasına. Rıhtıma çıktığımızda Midilli ve Girit’ten bizden evvel gelenler davul ve zurnalarla karşıladılar. Gelenlerin hepsini hemen orada aşıladılar. Despotun sarayında on beş gün karantinada tutulduk. Karantina süresi bittikten sonra ellerimizdeki formüllere göre (Yunan hükümetince verilen mal beyanları) varlıksız ailelere kişi başına 35 ağaç zeytin varlıklı ailelere ise 20 şer ağaç zeytin bir ev ve birer buçuk dönümde tarla verildi.

Kolay olmadı alışmak çünkü oradan gelenlerin çoğu varlıklı ailelerdi ve burada ki ekonomik şartlara uyum sağlamaları çok zor oldu. Bazıları ise maalesef uyum sağlayamadılar.

Tam 81 yıldır bu evde yaşıyorum bundan birkaç yıl evvel Girit’e gittim. Çocukluk hayallerimde sakladığım her şey yerli yerinde duruyordu. Birbirimizi hatırlamasak ta kendi yaşımdaki arkadaşlarımı, doğduğum evi yürüdüğüm sokakları pencerelerimizi her şeyimiz bir yetişkin gözüyle görmek çok farklıydı benim için…

Ben 81 yıldır doğduğum yerden uzakta yaşıyorum. Burayı seviyorum çünkü burası benim ülkem ama bazen farkında olmadan da olsa pencereden acaba gemi geliyor mu diye baktığım zamanlarda olmuyor değil…

Oğuz Savaş Uysal
14.01.2009